KİRALIK İŞÇİ YASASI NE ÖNGÖRÜYOR?

Özel İstihdam Büroları aracılığıyla esnek çalışma ilişkileri kurulmasının yolunu açan İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, 6 Mayıs itibariyle yasalaştı. Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, yasayı Türkiye ekonomisinde öngördüğü değişiklikler temelinde değerlendirdi

Yasayla birlikte Özel İstihdam Büroları’na geçici iş ilişkisi kurma yetkisi verildi. İş güvencesinin sağlanması açısından bu yetkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yasa, düzensiz işçiliği resmileştirdiği için sermayeye büyük oranda serbestlik getiriyor. Burada sürekli istihdam ve sürekli talepten bahsedemediğimiz için işverenler esnek çalışma koşullarıyla istihdamı düzenlemek istiyorlar. Bu da işçilerin yalnızca üretken olduğu zaman diliminde ödemelerinin yapılıp bunun dışında kalan zamanlarda güvencelerinin sağlanmamasına neden oluyor, emekçilerin haklarının yok sayılmasına ortam hazırlıyor. Yasa ile birlikte işçi, Özel İstihdam Büroları’nın işçisi haline geliyor. Bu da büroya başvuran işçiyi, yalnızca işçi talebinde bulunulduğu zaman çalışan durumuna sokuyor. Dolayısıyla iş güvencesinden bahsetmek de mümkün olmuyor. Bu bağlamda, işçilerin Türkiye’de işçi olmaktan kaynaklanan 4857 sayılı ve 5510 sayılı yasalardaki haklarını dahi kullanmaları mümkün değil. 6356 sayılı yasadaki sendikalaşma hakkından yararlanmaları da olanaksızlaşıyor. İşçiler için çıktığı söylenen yasa, işçilerin haklarını tanıyan yasaları etkisiz hale getiriyor. Bu noktada yasanın işçinin lehine değil, sermayenin çıkarına düzenlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla yasayı kayıt dışılığın yasalaştırılması ve yaygınlaştırılması olarak görebiliriz.

Yasayı sendika, örgütlülük ve mücadele alanında nasıl yorumluyorsunuz?
Sendikaların pek çoğu yasaya karşı yeterli derecede mücadele vermedi. Tasarının yasalaşması öngörülemeyecek bir durum değildi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde meclise sunulmuş ancak yasalaşamamıştı. Sendikalar bunu işçi sınıfının ortak bir problemi gibi görüp mücadele vermek yerine “Kıdem tazminatı kırmızı çizgimizdir” demekle yetindi. Şimdi ise ülkenin içinde bulunduğu siyasal ortam, tasarının yasalaşmasına zemin hazırladı. Özellikle 2003 yılında, 4857 sayılı İş Kanunu çıktığından bu yana, emek piyasasının karşısında yer alan politikalar uygulanıyor. Sendikalar bu politikalar karşısında yalnızca kıdem tazminatı üzerine konuşurken, AKP hükümeti işçiyi kıdem tazminatıyla birlikte pek çok haktan yoksun bıraktı. Bugün geldiğimiz noktada emek piyasasının yanında olan yalnızca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kaldı. İş güvencesi getiren bu kanun da etkisiz hâle getirildiğinde emek piyasası tamamen esnekleşmiş olacak. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığını yaptığı 64. hükümetin 2016 hedefleri arasında bu kanunu esnekleştirmek de vardı. Muhtemelen yeni hükümet de bu kanunu değiştirmeye çalışacak. Kıdem tazminatı da Özel İstihdam Büroları eliyle anlamını yitirdi. Bürolara bağlı çalışacak kiralık işçilerin bu tazminatı almaları için 1 yıl boyunca sürekli çalışma koşulunu yerine getirmeleri gerekiyor. En fazla 4 ay geçici iş ilişkisi kurabilen işçiden kesintisiz 1 yıllık süreyi doldurması bekleniyor. Ayrıca, Türkiye’de emekli olabilmek için 7200 gün prim ödeme şartı var. Düzenli çalışma koşullarını ortadan kaldıran bu yasayla tazminat almanın da emekli olmanın da imkânı kalmıyor.

Tasarı Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde neden yasalaşmadı?
Tasarının meclise sunulması 2009’un son dönemine denk geldi. O dönemde gündemde, Ankara’daki Tekel işçilerinin direnişi vardı. Türkiye’deki işçileri etkileyen, hatta dünyada yankı uyandıran bir direnişti. O dönemde yasalaşsaydı belki de bugün onaylanan bazı maddeler yasalaşma imkânı bulamayacaktı. Sendikalar da bugüne oranla daha büyük bir mücadele alanına sahiplerdi. Ancak ülkenin politik durumu ve sendikaların mücadele alanını büyük oranda terk etmesiyle tasarı bu yıl yasalaştı. İşçileri etkileyecek düzenlemeler getirenler önce mücadele alanlarına bakar, verilecek tepkiyi ölçüp ona göre hareket ederler. Ve direnişle karşılaşabilecekleri dönemlerde bu tür düzenlemeleri yapmaktan çekinirler. Bu da içinde bulunduğumuz dönemde sendikal örgütlülüğün nerede olduğunu gösteriyor.

Mülteci işçilerin düşük ücretlere çalışmak zorunda kalması işverenlerin hem mülteci hem de Türkiyeli işçilerin ücretlerini düşürmelerine neden oldu. Sizce kiralık işçilerin kadrolu işçilere nasıl bir etkisi olacak?
Üretimde bulunan tüm emekçiler mülteci örneğinde olduğu gibi eşit şekilde etkilenecek. Türkiye’nin emek piyasasında bulunan milyonlarca mülteci işçi, günü kurtarmak adına zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldı. Düşük ücretlere katlanmak zorunda kalan bu işçiler, işverenlerin Türkiye’de çalışan emekçilerin şartlarını zayıflatmalarında etkili oldu. Aynı şekilde, Özel İstihdam Büroları yoluyla emek piyasasına girecek kiralık işçilerle birlikte tüm emekçiler olumsuz anlamda etkilenirken, çıkar sağlayacak tek şey sermaye olacak.

Meclise sunulan yasa tasarısında bürolardan işsizliğe çözüm getireceği yönünde bahsediliyor. Ayrıca, tasarıda “güvenceli esneklik” kavramı yer alıyor. Esnekliğin işçiye nasıl bir güvence getireceğini düşünüyorsunuz?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kriterlerine göre, yıl içerisinde 1 hafta dahi ekonomik etkinliklere katılan kişiler işsizlik oranının dışında tutuluyor. Bugün işsizliğin yüzde 10 seviyelerinde olmasının nedeni de bu. Buradan baktığımızda kiralık işçiler de işsiz sayılmıyorlar; ancak güvencesiz, esnek ve örgütsüz çalışma koşullarına mecbur bırakılıyorlar. Güvence ve esneklik birbirlerine taban tabana zıt kavramlar. Soma Faciası sonrası, faciadan kurtulan işçilerden çoğu daha önce belirtileri fark ettiklerini buna rağmen çalışmaya devam ettiklerini söylemişlerdi. Açlıktan ölmemek için iş cinayetlerine razı eden bir sistemin içerisinde güvenceden bahsedemeyiz.

Tasarıda Avrupa ülkelerine kıyasla esnek çalışma biçimlerinin yaygın olmadığı ve bunun bürolar sayesinde sağlanacağı belirtiliyor. Yasanın Avrupa ekonomisiyle Türkiye ekonomisini karşılaştırması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Güvenceli esneklik, ‘90’lı yıllarda Avrupa’da gündeme getirilmiş bir kavram. Ancak yarı zamanlı çalışan işçilerin yarım ödenen primlerini tamamlama fırsatından başka hiçbir olanak tanımıyor. Buna da tam anlamıyla olanak demek mümkün değil. Zaten asgari ücretin ancak yarısını alan emekçiler, eksik primlerini ödediklerinde hayatlarını nasıl idame ettirecekler? Yarı zamanlı çalışma Hollanda, Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde çok yaygın. Özellikle de kadın emekçiler arasında. Fakat orada yurttaşlık ücreti var. Herhangi bir üretimde bulunmasanız dahi asgari bir geçim ücreti alıyorsunuz. Türkiye’de böyle bir uygulama olmadığı için Avrupa ve Türkiye ekonomisi arasında yalnızca işveren açısından karşılaştırma yapmak yetersiz kalıyor.

Doğum izni ve doğum sonrası kısmi çalışma hakkı kullanan işçiler yerine başka bir işçi ile geçici iş ilişkisi kurulması, yasanın çok sayıda gazetede kadınların lehine yorumlanmasına neden oldu. Sizin bu konudaki fikriniz nedir?
İşverenin bu yasayla birlikte üretimin bölünmemesi için kadın işçi istihdam etmemesi muhtemel. Doğum iznine ayrılan işçi yerine alınan kiralık işçi aynı uzmanlıkta olamayacağı için kadın işçiler zamanla azalmaya başlayacak. Muhtemelen erkek işçilerin zamanla artış göstermesi karşısında kadınların da iş hayatına tutunmaları kadınların aleyhlerine bir süreç başlatacak. Bu anlamda yasa, kadınların lehine olmak bir yana cinsiyetçi rolleri yeniden üreten bir konumda. Ya da işverenler izne ayrılan işçinin yerine birini almayıp aynı çalışan sayısıyla, fazla çalışma saatleriyle üretime devam edecek. Kadınlara doğum yapmama şartı getirilmesi de ihtimaller arasında. 2006’da Novamed Grevi’nde direnilen sorunlardan biri de buydu. Buradan hareketle, yasanın kadınların lehine olduğu düşünülse de yasadan olumsuz anlamda en çok etkilenenler kadın emekçiler olacak.