//
you're reading...

Main Menu

Kadına Yönelik Şiddet İçerikli Haberlerin “Erkeklik” Algısı Ekseninde Değerlendirilmesi: İzmir Ekonomi Üniversitesi Erkek Öğrencilerin Haber Okumaları Üzerine Bir Çalışma / Zülal Karapanca

Özet 

Türkiye’de kadına karşı şiddet gün geçtikçe artan ve çözülmesi oldukça güç bir sorun haline gelmiştir. Seyretme eylemini kolaylaştıran ve yaygınlaştıran aynı zamanda şiddeti gündelik yaşamın olağan bir parçası haline dönüştüren televizyon; hareketli görüntüyü, gelişmiş ses ve resim teknolojilerini kullanma ve “şimdi ve burada” hissettirebilmesi ayrıcalığına sahiptir. Şiddeti zengin bir görsel-işitsel şölen atmosferinde sunması şiddetin sürekliliğine eşlik eden normalleştirme ve kayıtsızlaştırmayı da beraberinde getirmektedir (Çaylı, E. 2010). Ana akım medyada kullanılan eril dil ve ataerkil ideoloji, kendi tekdüze bakışını haberlerin içeriğine yansıtmaktadır. Buna bağlı olarak bu haberlere ve bu olaylara dair toplumsal algının şekillendiği söylenebilir. Bu proje kapsamında ana akım medyada yer almasına rağmen sürekli ertelenen üç farklı kadına yönelik şiddet davası incelenecektir (N.Ç Davası, Esin Güneş Davası, Fethiye’deki Tecavüz Davası). Davaların medyada temsil ediliş şekillerine ve bu haberlerin üniversite öğrencisi erkekler tarafından algılanış biçimine odaklanılacaktır. Çalışma kapsamında bir yandan haberlere dair içerik ve söylem analizleri geliştirilecek, diğer yandan da İzmir Ekonomi Üniversitesi erkek öğrencileri arasından seçilen grup ve bireyler ile söyleşiler ve derinlemesine mülakatlar yürütülecektir. Böylece erkek ideoloji kapsamında kadının nasıl temsil edildiği değerlendirilecektir.

Anahtar kelimeler: Kadına yönelik şiddet, Kadın odaklı habercilik, Medya okuryazarlığı, Eril kimlik, Üniversite öğrencileri.

Arka Plan

Ataerkil ideoloji genel anlamıyla bildiğimiz gibi toplumda erkeğin öncelikli ve ayrıcalıklı olduğu hiyerarşik yapının içinde kadının edilgen ve itaatkâr olmasını sağlayan yani kadına ve erkeğe atfedilen rollerin yine erkek tarafından belirlendiği bir sistemdir. Bu sistem siyasetten ekonomiye, tarihten edebiyata, hukuktan politikaya, eğitimden medyaya pek çok alanda kendini gösterir. Bu güç ilişkisi toplumsal normlarla birlikte, ahlaki ve etik değerlerin belirlendiği bir düzlem içerisinde kadının mağduriyetini arttırmakta ve günümüzde sıkça tartışılan kadın- erkek eşitsizliğinin temelini oluşturmaktadır.

Ataerkil terimi Chris Weedon’un belirttiği gibi “kadın çıkarlarının erkek çıkarlarına tabi kılındığı güç ilişkisi”dir ve bu güç ilişkileri, cinsel işbölümü ve üremenin toplumsal örgütlenmesinden yaşadığımız dişiliğin içselleştirilmiş normlarına değin birçok biçimde görülür. Ataerkil güç, biyolojik cinsel farklılıklara atfedilen sosyal anlamlara yaslanır. Ataerkil söylemde kadının sosyal rolü ve doğası yine eril olan normlara göre tanımlanır (Pira & Elgün; 2004:527).

Toplumun erkeğe atfettiği pek çok rol erkeği ayrıcalıklı kılıyor gibi gözükse de aslında erkeğin sosyolojik ve psikolojik gelişim sürecindeki algılarını etkilemektedir. Dilimize yerleşmiş pek çok atasözü (erkekler ağlamaz, kızını dövmeyen dizini döver vb.), çocukken dinlediğimiz masallarda kadının ve erkeğin temsili, anne ve babamızdan görerek öğrendiğimiz davranışlar aslında bizim sonradan öğrendiğimiz toplumsal cinsiyet rolleridir. Bu roller sadece kadını değil erkeği de ezmektedir. Çünkü erkek de atfedilen rollere göre her zaman “güçlü”, “korumacı”, “sahiplenici”, “cömert”, “cesur”, “babacan”, “delikanlı”, “maço”, “korkusuz” vb. olmak zorunda(mı)dır? Fakat erkeğin biyolojik yapısı kadından farklı olsa da erkeğe atfedilen sıfatlar sonradan yaratılan ve sonradan öğrenilen biçimde gerçekleşmektedir. Dişil özellikler ise bunların tam tersidir: “yumuşak”, “konuşkan”, “anlayışlı”, “nazik”,  “diğerlerinin duygularının farkında”, “kendi dış görünüşüyle ilgili”, “alışkanlıklarında düzenli”, “güvenlik ihtiyacı çok güçlü”, “duygularını kolayca ifade edebilen”, “sanat ve edebiyattan hoşlanan” gibi özelliklere sahip sıfatlar toplumda kadına atfedilen ve sonradan öğrenilen rollerdir (Pira & Elgün; 2004:529). Tayfun Atay’ın da belirttiği gibi günümüz modern toplumlarının pek çoğunda olduğu gibi Türkiye’de de hâkim erkeklik klişesinin sertlik, saldırganlık, şiddet, öfke ve en önemlisi uzlaşmazlık olduğu bilinir. Bunların karşıtı olan ve kadına uygun sayılan özellikler, söz gelimi yumuşaklık, sevecenlik, yapıcı olmak ve yine en önemlisi uzlaşı erkeğe atfedildiğinde zedeleyici ve aşağılayıcı olup erkeklikten nasibini almamışlık anlamına gelir (Atay; 2004).

Geçmişten günümüze kadar iz sürersek yukarıda erkekle ve kadınla bütünleştirilen bu ilke ve simgeleri mitlerde, efsanelerde, masallarda, reklamlarda, filmlerde, dizi ve bilgisayar oyunlarında hatta ütopya edebiyatında bile görebiliriz. Jung’un arketip teorisi çerçevesinde mitolojilerde, efsanelerde ve masallarda karşılaştırmalı olarak ortaya koyduğu kadın ve erkek imgelerini incelediğimizde biyolojik anlamda kadın ve erkekten çıkarak eril ve dişil ilke ve simgeleri aktardığımızda bu ideolojik süreci tarihsel bir platforma da oturtabiliriz. Jung’a göre erkeğe özgü ilkeler; etkin, parıltılı, dölleyici, içe giden iken kadına özgü ilkeler; edilgen, silik döllenen, içine girilen simgelerdir (Pira&Elgün; 2004:530)

Eskiden beri farklı alanlarda gözlemlenebilen bu geleneksel roller günümüzde de ataerkil ideolojinin devamını sağlamaktadır. Toplumsal cinsiyet bu süreç içinde cinslere aktarılmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerini kişinin hayata geçirmesi şu çerçevede gerçekleşmektedir: rolün öğrenilmesi, toplumsallaşma, içselleştirme. Bu üçlü ilişkinin devamını ve yeniden üretilmesini sağlayan da anne, baba, aile, öğretmenler, arkadaş grupları ve medyadır (Pira&Elgün; 2004:530).

Medyanın da kullandığı eril dil genelde kadına karşı şiddet haberlerini taraflı yansıtır. Çoğu şiddet haberinde kadın edilgen erkek ise saldırgan, şiddete meyilli ve etken olarak temsil edilmektedir. Ana akım medyada eril bakışla yazılan yayınlanan şiddet haberleri her geçen gün artmaktadır. Yazılı ve görsel basında yayımlanan bu haberler var olan düzenin devamlılığını ve yeniden üretilmesini sağlar. Yani sistem medya aracılığıyla kendisini tekrarlar. Erkek ve kadın “nasıl kadın ve erkek olunacağını” bu yolla öğrenmekte ve içselleştirmektedir. Kitle iletişim araçlarının yaşamlarımız üzerinde derin bir etkisi vardır. İletişim araçları yalnızca eğlendirmez; gündelik yaşamımızda kullandığımız bilginin büyük bölümünü sağlar ve bu bilgiyi biçimlendirir (Pira&Elgün; 2004:531).  Böylelikle yanlış verilen bilgi, halkı yanlış bilinçlendirecek ve sonrasında şiddete yönelik algılar da bu bilince göre oluşacaktır. Ana akım medyada kadın genellikle ya şiddet ya da tecavüz haberleriyle anılmaktadır. Böylesine bir kadın temsili hem aile içi şiddeti arttıracak hem de var olan şiddete yönelik erkeklik algılarının yeniden üretilmesini sağlayacaktır. Ana akım medyada alışılagelmiş kadına yönelik şiddet ve tecavüz haberleri kadını nesneleştirmekte, erkeği ise özneleştirmektedir. Gazete manşetlerinde de özne ve nesne ilişkisi dil aracılığıyla kitleye ulaşmaktadır. Kullanılan dil iktidar ilişkisini dolaylı olarak ama aynı zamanda açık bir biçimde kendini gösterir. (Dayak yiyen kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar v.b)

Foucault’ya (2005:63) göre özneleşme süreci, iktidar tarafından tabi kılınmayı içerir. Özne olma süreci kişiler arasında kurulan ilişkiler vasıtasıyla oluşur. Bu da, kişinin başkalarının denetiminde olmasına ve karşılıklı bağımlılığa neden olur. Bunun yanı sıra, özne bu ilişkisellikler içerisinde geliştirdiği vicdan

ve öz bilgi yoluyla kendi kimliğine de bağlanır. Bu süreç içerisinde kadın ve erkek olma kişiler arasında bir denetim ve bağımlılık ilişkisi kurar. Kendi hakkında da bir vicdan ve öz bilgi oluşturur. Bu vicdan ve öz bilgi sayesinde başkalarına olan tabiyetini olumlar ve tanır (Demren, Ç:2008).

Freud bilincin yanı sıra bilinçdışının öneminden ve günlük hayattaki davranışlara nasıl yansıdığından söz etmektedir. (Demren, Ç: 2008). Özne ya da nesne olmak insanların doğuştan getirdiği özellikler değildir. Bu bağlamda erkek olmak ya da kadın olmak da toplumsallaşma sürecinde oluşur ve kimlikleşir. Öznelliğimiz bize ailemiz ve çevremizdeki diğer insanlarla olan karşılıklı etkileşimimiz dolayımıyla yavaş yavaş aşılanır. Özellikle bu etkileşim bizim kendimizi diğerlerinden ayrı olduğumuzu fark etmemizi sağlamaktadır. Bu bizde karmaşık, dinamik ve kimi zaman da belirsiz bir psikolojik yapılanmanın oluşmasına vesile olmaktadır (Demren, Ç:2008).

Sabit, kendi içinde tutarlı, bireysel bir ‘özne’ kavrayışına en radikal eleştiri ve bundan kopuş Foucault’yla söz konusu olur. Foucault da Freud gibi, öznelliğin yaşam boyunca sürdürülen bir inşa olduğunu ileri sürer fakat onun bu inşa yorumu Freud’unkinden oldukça farklıdır. Freud, her ne kadar öznelliği insanlar arasındaki etkileşimler vasıtasıyla kurulan bir olgu olarak ele alsa da, öznelliği bireysel, sabitlenmiş, saptanabilir, insanların psikolojik yapılanmalarının kaçınılmaz bir unsuru olarak görmekteydi. Foucault ise, öznelliğin iktidar oyunlarının veya ilişkilerinin bir sonucu olduğunu yani sabit, bireysel, bilinebilir, özerk bir öznellik düşüncesinin insanları belli kategoriler içerisinde tanımlamak, sınırlandırmak ve kapatmak için kurgulanmış bir şey olduğunu ileri sürüyordu (Demren, Ç:2008).

Her iki düşünürün de belirttiği özne – nesne ilişkilerinin hem psikolojik hem de sosyolojik nedenleri olabilir. Fakat asıl sorun bu ilişkide kimin ayrıcalıklı olduğudur. Erkek, özne ile özdeşleştirildiğine göre ayrıcalıklı görünen öznenin nesne üzerinden kurulan iktidara yönelik bir güç ilişkisi olduğu varsayılabilir. Bu bağlamda medyada sıklıkla yer alan kadına yönelik şiddet söylemleri bu iktidar ilişkisini yeniden üretmekte, özne ve nesnenin oluşmasına referans olabilmektedir. Ataerkil ideoloji kapsamında kadınlık ve erkeklik rollerinin oluşumu özne ve nesne ilişkisinin yanı sıra toplumun idealize ettiği kimlik parçacıklarının ortaya çıkmasıyla oluşur (kuvvetli, yurtsever, koruyucu, hâkim, ekmeğini taştan çıkaran v.b). Bu kimlik parçacıklarının herkesle paylaşılmasının nedeni, toplumca erkekler için en saygı gören ve yer yer kutsallaştırılmış kimlik parçacıkları olmalarıdır. Saygı görmesinin nedeni de bu parçacıkların ataerkil hiyerarşi ilişkilerini çok rahat yeniden üretebilmesidir. Hatta bu parçacıkların çoğu sistem tarafından empoze edilip kazandırılır veya daha önce edinilmiş olanlar da sistemli hale getirilebilir (Demren, Ç). Erkeğe atfedilen bu kimlik parçacıkları sosyalleşme sürecinde kadına yönelik şiddeti de meşrulaştırmaktadır. Şiddet, bireyi fiziksel, duygusal ve sosyal yönden ciddi şekilde etkilemektedir. Şiddete maruz kalan kadınlarda fiziksel yaralanmalar, bilinç kaybı, ilaç ve alkol kullanımı, depresyon, kâbus görme, güvensizlik, uykusuzluk, intihar girişimleri, sosyal yalıtım, baş ağrıları gibi bozuklukların yüksek oranda görüldüğü ve bu bireylerin benlik saygısının daha düşük olduğu bildirilmektedir (Güler, N: 2005). Hem fiziksel hem ruhsal anlamda zarar gören kadın günümüzde de yasal haklarını korumakta oldukça güçlük çekmektedir. Yargı organlarının da ataerkil bir düzen kapsamında yürütüldüğünü öngörürsek, kadının yaşadığı şiddetten şikâyetçi olması yine kadını dezavantajlı konuma düşürmektedir. 2002 yılında Mardin’de yaşanan ve “utanç davası” olarak bilinen davada 13 yaşındaki N.Ç iki kadın tarafından para karşılığı erkeklere pazarlanmıştır. N.Ç. davasında Yargıtay’daki en üst mahkemeden beklenen karar çıkmamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğradığı iddia edilen N.Ç. ile ilgili Yargıtay 14’üncü Ceza Dairesi’nin verdiği son karara itiraz etmemiş, böylece dava dosyası kapanmıştır. Bir diğer olayda ise “Siirt’te, şiddet gördüğü eşine açtığı boşanma davası sürerken, kazayla düşüp öldüğü iddia edilen öğretmen 25 yaşındaki Esin Güneş’in kapatılan dosyası, ailesinin ‘cinayet’ itirazı üzerine yeniden açılmıştır. Mahkeme heyeti, tutuksuz yargılanan sanıkların tutuklanma taleplerini reddederken, olay yerinde keşif yapılması talebini değerlendirilmesi için duruşmayı ertelemiştir. Yine Muğla’nın Fethiye İlçesi Gebeler Kaplıcası’nda yaşayan bir kadın, 2007 yılının Haziran ayında, tecavüz ve işkenceye maruz kalmıştır. Kendisine tecavüz eden 8 kişiyi teşhis eden kadın, suç duyurusunda bulunmuş ancak sonuçsuz kalmıştır.(DHA) Her üç dava görüldüğü gibi adaletsiz bir süreci yansıtarak evrensel insanlık yasasını ihlal etmektedir. Bu haberler aslında toplumsal cinsiyet rollerinin anayasal düzen içerisinde de yeniden üretildiğini göstermektedir.

 Amaç

 

Projenin temel amacı ana akım medyada kadına yönelik şiddet haberlerinin İzmir Ekonomi Üniversitesi erkek üniversite öğrencileri tarafından “erkeklik” ekseninde nasıl algılandığını incelemektir. Şiddet içerikli haberlerin ataerkil ideoloji kapsamında inceleneceği bu projede üç kadın davası incelenecektir (N.Ç. Davası, Esin Güneş Davası, Fethiye’deki Tecavüz Davası). Çalışmanın amacı medyada yer alan kadına yönelik şiddet haberlerinin ataerkil ideolojiyi nasıl yeniden üretebildiğini ortaya koymaktır. Haberlerde kullanılan kadına yönelik dil ve söylemlerin, erkek bakış açısına ve “erkeklik” algıları eksenine göre nasıl kullanıldığını ve haberlerin içeriğinin erkekler tarafından nasıl yorumlandığını incelemektir.

Bu çalışma doğrultusunda erkeğe ve kadına atfedilen roller şiddet haberleri kapsamında vurgulanacaktır. Ayrıca toplumsal cinsiyet ve medya arasındaki ilişki üç kadın davası üzerinden yeniden sorgulanacaktır. Erkek öğrencilerin üç farklı kadın davasını algılayış biçimleri ve yetiştirilme tarzları arasındaki ilişki bu bilgiler ışığında araştırılacaktır.

Yöntem

Bu araştırma kadına yönelik şiddet haberlerinin ataerkil ideoloji kapsamında nasıl konumlandırıldığını ele alır. Bu haberlerin erkekler tarafından algılanış biçimi demografik, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlara göre farklılık gösterir. Örneklem olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi ele alınacaktır. Çalışma kapsamında bir yandan haberlere dair içerik ve söylem analizleri geliştirilecek, diğer yandan İzmir Ekonomi Üniversitesi erkek öğrencileri arasından seçilen grup ve bireylerle söyleşiler ve derinlemesine mülakatlar yürütülecektir. Böylece kadının nasıl temsil edildiği, erkek ideoloji kapsamında değerlendirilecektir. Türkiye’deki siyasi kutuplaşmaya paralel olarak Zaman, Cumhuriyet ve Sabah gazetelerinde bu davalara yönelik haberlere bakılarak içerik ve söylem analizleri yapılacaktır.

Bu üniversitede öğrenim gören toplam erkek öğrenci sayısının %10’u ile anket yapılacaktır. Ayrıca 10 erkek öğrenciyle derinlemesine mülakat yapılacaktır. Böylece kadının nasıl temsil edildiği, erkek ideoloji kapsamında ayrıntılı bir şekilde hem nitel hem nicel veriler doğrultusunda değerlendirilecektir. Sorular hazırlanma aşamasında olup taslak olarak aşağıda verildiği gibidir:

Anket Soruları

  • Babamın annemi aldatmasıyla annemin babamı aldatması arasında fark vardır.
  • Kız arkadaşım/eşim beni aldatırsa şiddete başvurabilirim.
  • Erkeğin koruyucu kollayıcı olması doğuştan gelen bir özelliğidir.
  • Bazı durumlarda kadına karşı şiddetin gerekçesi olabilir.
  • Kız arkadaşım gece ben yokken kendi erkek arkadaşlarıyla gezebilir.
  • Kız arkadaşımın dekolte giyinmesi beni rahatsız etmez.
  • Yakınımda bir adam karısına şiddet uyguluyorsa hemen polis çağırırım.
  • Kız kardeşim/kuzenimin erkek arkadaşıyla tanışmak beni rahatsız eder.
  • Kız arkadaşım/eşim benimle aynı evdeyse ev işlerini onunla paylaşırım.
  • Kadınlar da küfürlü ve argo konuşabilir.
  • Kadın ve erkek her alanda eşit hak ve özgürlüklere sahip olmalıdır.
  • İşe başladığımda kız arkadaşımdan/eşimden daha çok para kazanmak isterim.
  • Kız arkadaşım/eşimin girişken ve sosyal olması beni mutlu eder.
  • Kız arkadaşım/eşimin başarılarıyla gurur duyarım.

Sınırlandırma ve Kısıtlandırma

Çalışma kapsamında yapılacak anket ve derinlemesine görüşme kapsamında örneklem olarak seçilen İzmir Ekonomi Üniversitesi erkek öğrencileriyle bir çalışma hedeflenmektedir. Ayrıca İzmir Ekonomi Üniversitesi erkek öğrencilerinin kadına yönelik şiddet haberlerini “erkeklik” algısı ekseninde değerlendirmeleri istenecektir. Bu süreçte katılımcılar görüşmeler esnasında sorulara cevap vermek istemeyebilir. Genele baktığımızda Türkiye’de var olan ataerkil toplum yapısı sosyo-kültürel farklılıklara göre şiddeti daha farklı algılayabilir. Bu çalışmada zamanın yeterli olmaması sebebiyle örneklem olarak İzmir’deki tüm üniversiteler adına İzmir Ekonomi Üniversitesi seçilmiştir. Bu çalışmada yapılan sınırlandırmalar bu şekildedir.

Temel Kaynaklar

 Bu araştırma dört temel konu üzerinden incelenecektir.

  1. Kadına Yönelik Şiddet:

            Bora, Aksu (2005): Kadınların Sınıfı

Çoklar,Işıl (2007): Kadına Yönelik Cinsel Şiddetin Meşrulaştırılması ve Tecavüze                    İlişkin Tutumlar

  1. Kadın Odaklı Habercilik:

            Alankuş, Sevda (2007) : Gender-Based Journalism

  1. Medya Okur Yazarlığı:

Barthes R. (1999), Göstergebilimsel Serüven, (Çev: Mehmet Rıfat, Sema Rıfat), İstanbul: Kaf Yayıncılık

  1. Eril kimlik:

Çelik, Özlem (2008):Ataerkil Sistem Bağlamında Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Benimsenmesi

Kundakçı, Seda (2007): İktidar, Ataerkillik ve Erkeklik: Ankara Örneğinde Erkek Akademisyenler Üzerine Bir Çalışma: Hacettepe Üniversitesi

Zamanlama 

Bu araştırmanın tamamlanma süreci beş ay olarak hedeflenmiştir. Bu çalışma Ocak 2012’de başlayacak Mayıs 2012’de tamamlanmış olacaktır.

Adım 1( Ocak 2012)

  • Konu hakkında ayrıntılı veri toplama
  • Kadına yönelik şiddet
  • Kadın odaklı habercilik
  • Eril Kimlik
  • Gazetede yayımlanan kadına yönelik şiddet haberleri: (N.Ç. Davası, Esin Güneş Davası, Fethiye’deki Tecavüz Davası)

Adım 2( Şubat 2012)

  • İçerik ve söylem analizlerinin yapılması
  • Anket yapılacak kişilerin tespit edilmesi
  • Derinlemesine görüşme yapılması için zaman yaratılması
  • Çalışmanın yazılmaya başlanması

Adım 3(Mart 2012)

 

  • Derinlemesine görüşmelerin yapılması
  • Anket yapılması
  • Çalışmanın yazımı

Adım 4(Nisan 2012)

 

  • Yapılan araştırmaların sonucunda verilerin toplanması ve analizi
  • Çalışmanın yazımı

Adım 5(Mayıs 2012)

 

  • Çalışmanın düzenlenmesi ve teslimi

 

Kaynak Taraması:

Abu-Lughod, Lila. “Do Muslim Women Really Need Saving? Anthropological Reflections onCultural Relativism and Its Others.” American Anthropologist 104.3 (2002): 783-90.

Aktaş, Cihan (2001): Bacıdan Bayana-İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi, Istanbul: Pinar

Alankuş, Sevda( 2007) :Gender-Based Journalism: 25

Anderson, Benedict (1991): Imagined Communities, Verso Press, London.

Arat, Y. (2000) ‘From Emancipation To Liberation: The Changing Role of Women in Turkey’s Public Realm’, Journal of International Affairs, vol.54, no. 1, pp.107-123

Arat, Z. (1994) ‘Turkish Women and the Republican Reconstruction of Tradition’, Gocek. M & S. Balaghi (eds.) Reconstructing Gender in the Middle East: Power, Identity, and Tradition, New York, Columbia University Press

Barthes R. (1999), Göstergebilimsel Serüven, (Çev: Mehmet Rıfat, Sema Rıfat), İstanbul: Kaf Yayıncılık

Bayramoğlu, Sonay(2005) Yönetişim Zihniyeti: Türkiye’de Üst Kurullar ve Siyasal İktidarın Dönüşümü, İstanbul, İletişim Yayınları

 Beauvoir, de Simone (1970): Evlilik Çağı

 Berger J. (1986), Görme Biçimleri, (Çev: Yurdanur Salman), İstanbul: Metis Yayınları

Bilgin, Elif (2004) An Analysis Of Turkish Modernity Through Discourses Of

Masculanities: Middle East Technical University

Bocock, R. (1997), Tüketim (Çeviri: İrem Kutluk), Ankara: Dost Kitabevi.

Bora, Aksu (2005): Kadınların Sınıfı

Bora, Aksu, Üstün İlknur. Sıcak Aile Ortamı, Demokratikleşme Sürecinde Kadın ve Erkekler, Tesev Yayınları, İstanbul 2006.

Campbell, J. (1995), Batı Mitolojisi: Tanrının Maskeleri (Çeviri: Kudret Emiroğlu), Ankara: İmge Kitabevi

Connell, R. W. (1998), Toplumsal Cinsiyet ve İktidar: Toplum Kişi ve Cinsel Politika (Çeviri: Cem Soydemir), İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Çelik, Özlem(2008):Ataerkil Sistem Bağlamında Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Benimsenmesi

Çoklar,Işıl (2007): Kadına Yönelik Cinsel Şiddetin Meşrulaştırılması ve Tecavüze İlişkin Tutumlar

Dinçer, Özüm (2007): Namus ve Bekâret: Kuşaklar Arasında Değişen Ne? İki Kuşaktan Kadınların Cinsellik Algıları: Ankara Üniversitesi

Fiske, J. (1996), İletişim Çalışmalarına Giriş, Ankara: Ark

Giddens, A. (2000), Sosyoloji (Yayına Hazırlayanlar: Hüseyin Özel, Cemal Güzel), Ankara: Ayraç Yayınevi.

Girginer, H. U. (1994), Türk Toplumunda Cinsiyet Rolleri (yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Psikoloji Anabilim Dalı.

Grosz, E. (1993): “A Thousand Tiny Sexes: Feminism and Rhizomatics,” Topoi: An International Review of Philosophy, Vol. 12, No. 2, Sept., 1993, 167-179

Gutting, G., (ed.)(1994): The Cambridge Companion to Foucault, Cambridge: Cambridge Unv. Press.

Güneş-Ayata, Ayşe and Feride Acar (eds)(2000): Gender and Identity Construction:Women of Central Asia, the Caucasus, and Turkey. Leiden; New York: Brill Academic Publishers.

Karpat, Kemal (2002):The Politicization of Islam: Reconstructing Identity, State, Faith, and Community in the Late Ottoman State, Oxford University Press.

Kasaba, R. & Bozdoğan S. (1998): Türkiye’ de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, Tarih Vakfı Yurt yayınları, istanbul.

Katz, J. (1996). The Invention of Heterosexuality. New York: Plume/Penguin, 1996.

Kaufman, Michael(1994): Men, Feminism and Men’s Contradictory Experiences of Power. In Brod, Harry and Kaufman, Michael. (eds). Theorizing Masculinities. London: Sage.

Kaufman, M. & Heller(eds) (1998): Deleuze & Guattari: New Mappings in Philosophy,

Kimmel, Michael S. (2000): The Gendered Society. New York & Oxford: Oxford University Press.

Kimmel, Michael S. (2000). The Gender of Violence. Chapter11 inThe Gendered Society. New York & Oxford: Oxford University Pres

Kirshner, Alan M. (1977). Masculinity in an Historical Perspective: Readings and Discussions. Washington, DC: University Press of America.

Kleinberg, Seymour. (1987). Edwards, Tim. (1993). Erotics and Politics: Gay Male Sexuality, Masculinity, and Feminism. New York: Routledge

Komorovsky, M. (1976). Dilemmas of Masculinity. New York: Norton

Kundakçı, Seda (2007): İktidar, Ataerkillik ve Erkeklik: Ankara Örneğinde Erkek Akademisyenler Üzerine Bir Çalışma: Hacettepe Üniversitesi

Özbay, Ferhunde. “Kadının Statüsü ve Doğurganlık”, Türkiye’de Kadın Olgusu, (Yayına hazırlayan:Necla Arat), Say Yayınları, İstanbul 1995, s.147-165.

Paglia, C. (1996), Cinsellik ve Şiddet ya da Doğa ve Sanat (Çeviri: Turgut Berkes), İstanbul: İyi Şeyler Yayıncılık.

Politics and Culture, Minneapolis: U. of Minnesota Press.(1999): The New Masculinity of Gay Men and Beyond. In Kaufman, Michael.(ed.). Beyond Patriarchy: Essays by Men on Pleasure, Power and Change. New York: Oxford UP.

Safi, İsmail (2005): Türkiye’de Muhafazakârlığın Düşünsel- Siyasal Temelleri Ve ‘Muhafazakâr Demokrat’ Kimlik Arayışları: Ankara

 Sancar, Serpil, Acuner, Selma, Üstün, İlknur, Bora, Aksu “Cinsiyet Eşitsizliği Bir Kadın Sorunu Değil,Toplumun Sorunudur”, UNDP-Kalkınma ve Demokratikleşme Projelerinde Cinsiyet Eşitliği Hedefinin Gözetilmesi Eğitimi 2005-2006, UNDP, İstanbul 2006.

 Silverman. Kaja (1992): Male Subjectivity at the Margins, New York: Routledge.

 Sirman, Nükhet (1989): “Feminism in Turkey: A Short History”, New Prespectives in Turkey, 3:1, Fall

 Solomon-Godeau, A. (1995): “Male trouble” in M. Berger, B. W

Springer, C. (1998), Elektronik Eros, (Çev: Hakan Güneş), İstanbul: Sarmal Kitabevi

 Tökel, A. D. (2000), Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar: Şahıslar Mitolojisi, Ankara: Akçağ

Basın Yayım Pazarlama.

 Yüksek Ö. (2003), “Beden Zamanı”, Atlas (126) Eylül: 2003

 Yanbastı, G. (1996), Kişilik Kuramları, İzmir: Ege Üniversitesi Yayınları.

Zülal Karapanca

 

Takvim

November 2019
M T W T F S S
« Apr    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930