//
you're reading...

Main Menu

Masallarda ve Animasyonlarda Ortak Anlatılar – Kadın Kimliğinin Yeniden İnşası / İpek Artun

Özet:

İletişimin başladığı andan itibaren insanlar birbirleriyle bir takım konuları paylaşmakta ve bulundukları koşullar çerçevesinde kendi yorumlarını getirmektedirler.

İnsanların birbirleri ile kurdukları iletişimde kullanılan araçlar arasında ilk sırayı işaretler almaktadır. Karşısındaki kişilerle vücudunu ya da doğal simgeleri kullanarak iletişim kuran insan, sonraları kendi sesini kullanarak haberleşmeyi keşfetmiştir. İlk insanların, kendini ifade etmek için kullandıkları bir başka yol ise resim çizmektir. Mağara duvarlarına, taş zeminler üzerine resim yapan insanın temel düşüncesi, kendisinden sonra gelenlere bir tür mesaj bırakmaktır (İlkçağda İletişim, 2007).

İlkçağda mağara duvarına çizilen resimler aracılığıyla aktarılan anlatılar nesiller değiştikçe gölge oyunları ve masallar aracılığıyla yeniden yapılandırılmış ve günümüzde ise yerini çizgi filmlere bırakmıştır. Bu araştırmada, kültürel bir ürün olan masal kitapları ile animasyonlarda kullanılan anlatıların paralellikleri ele alınacaktır. İncelenecek olan öğe feminen ve maskülen rollerin medya araçlarının kullandığı dil, semiyoloji ve söylemler bütünü ile inşa edilmesidir. İki medya ürünü de hedef kitlesi olarak çocukları belirlemiştir. Birçok medya ürünü toplumun var olan düzeni içerisinde ataerkil yapısını yıkmadan, bulunduğu toplum içerisinde beslenerek, içerisinde ideoloji barındıran medya ürünleri oluşturmaktadır ve bu ürünler de belirli düşünceleri o toplulukta kalıplaştırmaktadır. Bu durum bir kısır döngüye sebep olmaktadır. Çalışmada animasyon ve masal kitaplarının seçilme sebebi hitap ettiği kitledir. Günümüzde animasyonlar her kitleye ulaşsa da en çok çocuklar tarafından izlenmeye tercih edilirler. Dolayısıyla bu çalışma kapsamında üzerinde düşünülecek olan sorular şunlardır: Animasyonlar toplumda var olan basma-kalıp düşünceleri yeniden üretir mi? Animasyonların anlatı süreçlerinde ne tür bir dil kullanılır. Karşılaştırılmak üzere seçilen örneklem masalları ve animasyonları benzer ideolojileri benzer şekillerde mi yeniden üretmektedir?  Kullanılan söylem dizileri nelerdir? İki medya ürünün de hedef kitlesi çocuklar olduğu için görsel anlamda zengin olduğu kabul edilmektedir. Bu resimlerde ya da çizgi film karelerindeki görsel anlatı nasıldır? Psikanaliz çerçevesinde ne şekilde yorumlanabilir? Bütün bu sorular ilerleyen sayfalarda detaylı olarak tartışılacaktır.

Başlık:

‘Masallarda ve Animasyonlarda Ortak Anlatılar: Kadın Kimliğinin Yeniden İnşası’

Araştırma Sorusu

İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel özelliği konuşabilme yeteneğine sahip olmasıdır. Dil insanlar arasındaki en temel iletişim aracıdır. Kullanılan sözcükler ve söz dizinleri bireyin içerisinde bulunduğu grubu, tutumlarını, bakış açısını, kendini ve dünyayı anlamlandırma biçimlerini yansıtır. Günlük yaşamımızda kullandığımız dil içinde bulunduğumuz toplumda beslenerek gelişmektedir. Bu süreç insanlarla olan birebir etkileşimlerle gerçekleştiği gibi aynı zamanda medya tarafından da oluşturulmaktadır.

Dil ve onun birimi olan sözcükler, nesneleri, olayları ve kavramları, doğası gereği sınıflandırma eğilimindedir.”Dil mi düşünceyi belirler; düşünce mi dili?” tartışması süredursun, “düşünce dili belirler”   varsayımından hareket edilmesi durumunda da, kuşkusuz, dilin düşünce üzerindeki yapısal biçimlendirici rolünün irdelenmesi gereği karşımızda duracak (Özerkan, 2007: 4).

Bu yüzden, kitle iletişim araçlarının kullandığı dil doğrudan olmasa da ulaştığı kesime belirli stereotipleri tekrarlayarak öğretmektedir ve bu düşüncelerin normalleşme sürecini hızlandırmaktadır. Foucault’a göre güç bilgi ile doğru orantılıdır. Bilgiye ulaşmak güce (iktidara) ulaşmaktır ve güce ulaşan şahıs ya da kurumlar söylemleri yaratırlar (Urhan, 2007: 102). Güçlü kendini ötekileştirdiği kişilerden daha üstte görerek kullandığı söylemler bütünüyle toplum içerisinde bir ayırımlaşmaya sebep olur. Nancy Fraser, ‘kamusal alandaki söylemsel etkileşimin toplumsal eşitsizliklerin etkilerinden korunamayacağını, bu nedenle kamusal alandaki müzakere süreçlerinin hakim grupların lehine, bağımlı grupların aleyhine işleyeceğini öne sürer’ (Çobanoğlu & Keniş, 2008) Örneğin, doktor-hasta, patron-işçi, doğulu-batılı, beyaz insan- siyah insan arasında bir güç ilişkisi vardır. Bu açıdan bakıldığında erkek ve kadın da güç dağılımında yer almaktadır. Kadın çeşitli mitolojilerde hatta dinde bile “eksik erkek” olarak kabul edilmektedir. Bu tasvir ve tanımlamalar gerek toplumun kendi içerisinde kullandığı dil aracılığı ile gerekse, kitle iletişim araçlarının aracılığıyla nesilden nesile aktarılmaktadırlar. Şengül Özerkan’a göre, ‘Dil, çocuklara sistemli bir şekilde öğretilmez; onlar, yalnızca dilbilgisel ya da dilbilgisel olmayan bir dizi konuşmayla karşı karşıya kalırlar. Üstelik bu da genellikle eksiktir; ama çocuklar yine de aynı dilbilgisinde buluşurlar’  (Özerkan: 2007: 13). Çocuklar, ilk başta anne babalarından ve yakın çevrelerinden duydukları kelimelerle konuşurlar. Sonraları ise kendilerine anlatılan masallar ve izledikleri animasyonlar çerçevesinde bu öğrendiklerini pekiştirirler.  Masallar ve animasyonlar genel çerçevesiyle bakıldığında özellikle toplumun gözünde masum bir tablo çizmektedir. Ancak masalların ve animasyonların oluşturulan yapay atmosferi ve kurgusu kendi var olduğu toplum düzeninin bir yansımasıdır.  ‘Masallar, mitler ve rüyalar aynı kumaştan biçilmiştir. Üçü de bilinçdışının ürünüdür. İlk ikisi ortak bilinçdışının şekillenmesi, “resim”lenmesidir; rüyalar ise ortak bilinçdışından beslenen ilksel kaynakları ile kişisel bilinçdışının ürünüdür’ (Saydam, 1997 sf. 46). Dil toplumdan bağımsız gelişen bir öğe olamaz. Masallar anlatı geleneğine sahip oldukları için yaşamaları var oldukları toplumun kabulüne bağlıdır. Toplumlar bu kültürel kodları ve baskın düşünceleri gelecek nesillere miras olarak bırakmaktadırlar.  Vygotsky’ ye göre ‘düşüncenin gelişmesinin gerçek yönü, bireyselden toplumsallaşmışa değil, toplumsal olandan bireysele doğrudur’ (Özerkan, 2007: 14). Masalların bu anlatı geleneği günümüzde animasyonlar aracılığıyla kalıp bulmuştur. Çocuk masalları içerisine görsel malzemeleri, çeşitli efektleri ekleyerek anlatıları daha çarpıcı kılmış ve öğrenme sürecini hızlandırmıştır. Ells ve Hall, ‘dilin düşünce üzerindeki etkisini en işlevsel biçimde, enformasyonu anlama ve hatırlama üzerindeki etkisiyle açıklamışlardır. Görsel modellerin sözlü olarak kodlanması, anlama ve akılda tutmayı kolaylaştırmaktadır’ (Özerkan, 2007: 21). Dolayısıyla dil ve teknoloji gelişmesini birbirinden bağımsız değildir ve bu durum bilginin daha kalıcı şekilde depolanmasına ortam hazırlamaktadır.

Günümüzde Kültürel ürünlerden bir tür olan çizgi filmler gelişen teknoloji ile izleyici kitlesine kolayca ulaşabilmektedir. Animasyonlar günümüz toplumlarının en popüler eğlence öğelerinden biridir. Eskiden beri süre gelen masal ve öykülerin görsel zenginlik çerçevesinde vücut bulmuş halidir. Dolayısıyla çeşitli ideolojileri öykü biçiminde anlatarak kitlelere ulaşır. Estetik bakımdan zengin bir öğe olan animasyon türü, çoğu zaman hayal gücünü zorlasa da nedense animasyonlarda kullanılan anlatılar nadiren alternatif görüşlere ve bakış açılarına yer vermektedir, çoğu zaman kullandığı anlatılarda ana akım medyanın belirlediği kalıpların dışına çıkmamaktadır. Televizyon, sinema ve internet aracılığıyla farklı kategorilerde, farklı türlerde çizgi filmlere ulaşılabilmektedir ancak; türleri farklı olsa da verilen mesajların ve öğretilerin kalıpları benzer söylemleri ve anlatıları içermektedir. Dolayısıyla sürekli gelişen ve yenilenen teknoloji, nasıl kullanıldığına bağlı olarak çoğu zaman farklı düşünce biçimlerinin yer almasına ortam hazırlamaktansa, var olan anlatıların yeniden üretilme süreçlerinin hızlı ve yaygın bir biçimde sirkülâsyona girmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle son yıllarda 3D teknolojisi ile gelişimini sürdüren animasyonlar çok masum, ideoloji barındırmayan, basit hatta gençler arasındaki tabiriyle “çerez” olarak nitelendirilerek, zaman öldürmek için çabucak tüketilen medya ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Animasyonların masumluğu o denli kabul edilmiştir ki, asıl hedef kitlesi çocuklar olarak görülmektedir[i1] . Çünkü belirtildiği üzere animasyonların tarihsel gelişimine bakıldığında kaynak noktası masallardır. Masallar ve animasyonların paralel bir yol izlediği düşünülmektedir bu durum çocuklara aktarılan bilgilerin ve öğretilerin kalıplaşarak, değişmez bir düşünce yapısının oluşumuna sebep olmaktadır, bu argüman çalışmanın ileriki sayfalarında detaylı bir şekilde tartışılacaktır.  Bu öğretiler ataerkil toplum içerisinde şekillendirilen toplumsal cinsiyet rollerinin dil ile yeniden üretilmesiyle sağlanmaktadır. Her iki türde de toplumsal cinsiyetin ataerkil normlar içerisinde şekillenerek erkeği yücelten ve kadını yeren içselleştirilmiş düşünceleri, söylemleri yeniden ürettiği ve bu yolla cinsiyet rollerinin yeniden yapılandırıldığı gözlenmiştir. Kısacası bu araştırmada temel olarak, masallarda ve animasyonlarda kullanılan dil, söylemler ve kullanılan görsel öğeler ile feminen olgusunun yeniden üretilmesi analiz edilecektir.

Araştırmanın Önemi ve Amacı

Dil düşüncelerin bir başka kişiye aktarıldığı ve bunun karşılığında anlatılanın anlatan tarafından yorumlanıp geri bildirim alındığı bir araçtır. Ancak insanlar anlatıları birbirleri arasında kurduğu diyaloglardan çok dinleme, anlama, izleme, okuma yoluyla öğrenirler. Tam da bu noktada kitlesel iletişim araçlarının insan düşünceleri üzerinde önemli bir etki taşıdığı anlaşılmaktadır. Toplum değiştikçe, medyada kullanılan dil ve söylemler de değişmekte ve bununla beraber kelime ve nesnelere atfeden anlamlar da yeni manalar kazanmakta ya da yitirmektedirler. “Sözlükler yazıldıkları anda eskirler”, deyişi, dilin daima devinim halindeki yapısına ilgi çekmeye çalışır. Sözcükler, sahip oldukları anlam yüklerini, dil içindeki yaşamları boyunca edinirler. Gusdorf’a göre, ‘dil bir toplam değil, devingen bir çevrendir’ (Özerkan, 2007: 26). Bu araştırmanın önemi medyanın en popüler iki unsuru olan animasyon ve masalların kadın üzerinde yeniden yapılandırdığı söylem bütünlerini ve görsel öğeleri temel anlam ve yan anlamlarıyla birlikte analiz ederek, ataerkil toplum içerisinde kadının konumunun n,itelendirilişini anlamaktır.

Adler’e göre, kadın, eşitsizliklerin olduğu kamusal alan içerisinde yaratılan kadınlık modelllerine göre şekillenmiştir. Kadın toplumda hep baskıya maruz kalmıştır bu nedenle kadınların, davranışları, konuşmaları, giyimleri kısacası günlük yaşantıları erkeklere göre daha kısıtlıdır. ‘Erkek, değerli, güçlü ve üstün kavramlarıyla; kadın, boyun eğen, köleleşen ve bağımlı olan kavramlarıyla özdeşleştirilir’ “(Özerkan, 2007: 25).

Kadınlık ve erkeklik olguları genellikle “doğuştan gelen bir özellik” ya da “genel geçer doğru” gibi kabul edilmektedir Oysa yukarıda bahsedildiği üzere dil ve kültür değişim gösteren sabit olmayan öğelerdir dolayısıyla kadınlık ve erkeklik tanımları da zaman içerisinde kendi tanımlarını değiştirecektir.

Animasyon kelimesinin kökeni “anima” kelimesinden gelmektedir. Canlılık, ruh, hayat kaynağı anlamına gelen bu sözcüğün aynı zamanda psikanalizdeki anlamı bir kadının bilinç altından fışkıran dişilik ideali veya imajıdır. Jung’a göre insan ruhunun kadınsı bölümüdür. Bu tanımdan yola çıkıldığında animasyonların kadın algısını feminen öğelerle (duygusal, güzel, alımlı, çekici, zayıf) temsil ettiği anlaşılmaktadır. Günümüzde sık tüketilen animeler başta çocuklar olmak üzere kişinin kimliklerinin oluşumuna katkı sağlamaktadır.  Nurdan Öncel’e göre, hareketli resimleri, değişik müzikleri ve canlı renkleri ve çeşitli çizgi şekillerde canlandırılmış (animated) veya kişilik kazandırılmış (personalized) varlıkları, kısa süreli olmaları ile çok küçük yaşlardan itibaren çocukların ilgisini çekmektedir (Büyüklere Reklamlar, Çocuklara Mesajlar; Yetişkin Reklamlarına Çocuk Gözü ile Bakış: Semiyotik bir Yaklaşım)

Çizgi filmlerle yapılandırılan karakterler, izleyici tarafından o karakterin örnek alınmasına ve taklit edilmesine sebep olmaktadır. Bu durum bir kısır döngüye dönüşür. Varolan toplumun gelenekleri ve kültürü içerisinde oluşturulan çizgi film karakterleri seyirciye eskiyle bağlantısını koparmayan yeni bir kişilik sunar ve izleyici o karakteri bulunduğu toplum düzeni içerisindeki kurallar bütünü ile algılayarak, onun için yapılandırılmış karakteri içselleştirir ve yeniden üretilen öğretiyi kolaylıkla kendisiyle özdeştirir. Animasyon, diğer bir adıyla ‘canlandırma sineması’ resim ya da nesnelerin hareketli ve canlı olduklarını hissettirerek kişilerin kimlik oluşumunu yapılandırmasına yardım etmektedir. Durağan olan bir nesne ya da resme hareket ve canlılık kazandırabilme çabası olan animasyonun temelini oluşturmaktadır” (Çizgi Film Sanatı, 2005).

Bu araştırmanın amacı, tektipleşen düşünce yapılarına farklı bir bakış açısıyla eleştiri getirmenin ötesinde, masallar ve animasyonların aralarında yüzlerce yıl fark olmasına rağmen anlatı şeklinin değişmediğinin vurgulanmasıdır. Bu açıdan araştırma, farkındalık yaratma önemine sahiptir. Toplumsal yargıya bakıldığında, çizgi filmlerin oğlan çocuğa hitap eden animasyonlar ve kız çocuğa hitap eden animasyonlar olmak üzere ikiye ayrıldığından bahsedilebilir. Örneğin, macera içerikli animasyonlar genellikle oğlan çocukları tarafından tercih edilir. Bu animasyonlar; güç, otorite, erkek hakimiyeti, saldırganlık, teknoloji, rekabet ve disiplin ile ilgilidir. Kadınlarla birlikte anılan ve özdeştirilen animasyonlar ise pembe dizi tarzında olanlardır. Bunlar içlerinde beyaz atlı prensleri, ailesine bağlı, otoriteye itaat eden, sevecen ve masum genç kızları barındırır. Kadının animasyonlardaki temsili şüphesiz ev kadını, güzel kadın, peri ya da tanrıça ve iyi kalpli bir annelik rolü şeklindedir, hatta bu durum bazı reklamlara bile kısa animasyonlar olarak yerleşmiştir. Örneğin cif reklamındaki kraliçe sarayını kötülüklerden korumak için temizlik yaparak mikroplardan arındırmaktadır. Dolayısıyla animasyonlarda mesleki dağılımlar bile onların statülerini belirlemektedir. Kadın en üst statüye geçtiğinde kraliçe olmakta, ancak yine de temizlik yapmaktadır. Dolayısıyla animasyonlarda mesleki dağılımlardan, hayvan figürleri dağılımına kadar erkek rolü hep toplum tarafından üstün olarak kabul edilen figürandır. Özlem Gündüz Kalan’a göre, ‘Kadın korunmak ve denetlenmek ihtiyacında görülür. Kadınla ilgili cinsiyet kalıp yargıları, anne, kız çocuk, eş ve kardeş olarak; ev içine odaklı olarak erkeğin korumasına ihtiyaç duyar, çalışma hayatında kadına uygun görülen işlerde çalışır, kadına uygun giysiler giyer, yemek yapar, bebek ve çocuk sever, duygusaldır, narindir, güzeldir, temizdir, düzenlidir, futbol sevmez, teknolojiden anlamaz.’ Kadının erkekten daha aşağıda bir konumda olması aslında kadının erkeği için güzelleşen, makyaj yapan cinsel bir obje olarak yansıtılmasıyla bile desteklenmektedir. Öyle ki şirinlerdeki tek kadın olan şirine topuklu ayakkabı giymektedir. Zaten Şirine Gargamel tarafından diğer şirinleri baştan çıkarsın diye yaratılmıştır. Şirine hem bir fetiş objesi olarak kullanılmaktadır hem de diğer şirinlerden farklı olarak çalışmamakta sadece evinde oturmakta ve makyaj yapmaktadır. Sonuç olarak animasyonlar, kadının ötekileştirilerek temsil edilmesine, erkeğin yüceltilmesine, kadın ve erkek statülerinin belirlenmesine ve kişilerin kendi cinsiyet rollerine olan algılarının yönlendirilmesine ortam hazırlamaktadır. Simone de Beauvoir, bu durumu “İkinci Sex” adlı kitabında, kadın olarak doğulmaz, kadın olunur” diyerek özetlemektedir (Butler 1990: 8).

 

Limitler ve Kısıtlamalar

Araştırma süresince incelenecek animasyonlar, bir grup örneklem çocuğa izletildikten sonra onlarla görüşme yapılarak ve çeşitli sorular sorularak toplumsal cinsiyet rollerinin ne şekilde yeniden yapılandırıldığı tespit edilebilirdi. Ancak etik olmadığı için yapılamadı.

Metodoloji

Kadınların çizgi filmler aracılığıyla temsil edilişi seçilen örneklemlerle analiz edilecektir. Çizgi filmlerin seçilme sebebi; gelişme çağında olan çocukların belirli basma-kalıp düşüncelerle nasıl şekillendirildiğini anlamaktır. İnceleme için Yukarı Bak, Shrek, Köfte Yağmuru, Ejdarhanı Nasıl Eğitirsin, Buz Devri, Şirinler adlı animasyonlar seçilmiştir. Araştırılacak olan medya ürünleri edebi bir anlatı geleneğini görsel resimler aracılığıyla devam ettirdiği için niceliksel yöntemlere ek olarak niteliksel yöntemler de kullanılacaktır.  Adı geçen animasyonlar yeniden üretilen ideolojileri tespit etmek amacıyla araştırmacı tarafından belirlenecek temalar ekseninde incelenecektir. Tematik analizde “oluşturulan çerçeveye göre elde edilen veriler okunur ve organize edilir”(Yıldırım, A., Şimşek H., Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri). Bu analize destek olması ve hipotezi sağlamlaştırması amacıyla niceliksel bir yöntem olan içerik analizi ile stereotipilerin ne sıklıkla kullanıldığına bakılarak veriler güçlendirilecektir. İçerik analizi; “Sözel, yazılı ve diğer materyallerin içerdiği mesajı; anlam ve/veya dilbilgisi açısından nesnel ve sistematik olarak sınıflandırma, sayılara dönüştürme ve çıkarımda bulunma yoluyla sosyal gerçeği araştıran bilimsel bir yaklaşım” a verilen addır. İçerik analizi yönteminde, kümelenen öğeler tespit edilip sıklıklarına göre kategorilere ayrılarak verilir” (İçerik Analizi Hakkında Ansiklopedik Bilgi). İçerik analizi ve tematik analize ek olarak çizgi filmlerde kullanılan görsellik daha önce incelenen masallardaki; Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Başlıklı Kız, Kurbağa Prens ve Kül Kedisi Sindrella resimler ile semiyotik analiz çerçevesinde incelenecektir. İkisinin kullandığı imgelerin paralelliğine bakılacak ve gerekli saptamalar yapılacaktır. Semiyotik ya da diğer adıyla semiyoloji, simge, sembol ve İşaretlerin yorumlanmasını, üretilmesini veya işaretleri anlama süreçlerini içeren bütün faktörlerin sistematik bir şekilde incelenmesine dayanan bir bilim dalıdır. Semiyotik disiplinler arası bir sahadır. Değişik işaret sistemlerine dayanan anlam ve bildirişim konularını inceler (Semiyotik Nedir?).

Bu Alanda Yapılan Çalışmalar

Literatürde toplumsal cinsiyet kavramı, kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenmiş kişilik özellikleri, rol ve sorumlulukları olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle toplumsal cinsiyet kavramının tanımında biyolojik farklılıklar değil, kadın ve erkek olarak toplumun bizi nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davranmamızı beklediği ile ilgili değerler, beklentiler, yargılar ve roller bulunmaktadır (Dökmen, 2004; Bhasin, 2003; Akın ve Demirel, 2003; Kottak, 2002; Staggenborg, 1998). Toplumsal cinsiyet rolleri; geleneksel olarak kadınlarla ve erkeklerle ilişkili olduğu kabul edilen rolleri ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet rolü; kültürel olarak kadına ve erkeğe uygun görülen kişilik özellikleri ve davranışları (rolleri) içermektedir (Dökmen, 2004). Bu roller medya ürünleriyle toplumun değerlerini tekrar inşa etmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinde, tıpkı diğer alanlarda da olduğu için bir “öteki” kavramı gerekmektedir. Bu alanda erkek, kadını ötekisi olarak görmekte ve kendini onun üzerinden tanımlayarak yüceltmektedir. Kadının bu konumu hayatına statülerinde, çalışma ücretlerinde, ev yaşamlarında, üzerlerine yüklenen görevlerde hep yansımaktadır. Toplumsal yaşamlarında kendilerini birer birey olarak ifade edememektedir. Çünkü içselleştirilmiş ataerkil kalıplar, kadınların tek başına yaşamasını, tek başına sokağa çıkmasını, ailesinden kopmasını engellemektedir. Erkekler için ise bu durum tam tersidir. Kadının ötekileştirilmesi alanında günümüze kadar çok fazla araştırma yapılmıştır. Özellikle medyada toplumsal cinsiyet temsili, iletişim araçları ile kitlelere yayıldıkça daha hızlı bir süreç ile tek tipleşmekte olduğundan dolayı kimlik oluşumu hakkında sayısız çalışma bulunmaktadır.

Toplumsal cinsiyetin yeniden inşaa edilmesi gazeteler, televizyonlar, pembe diziler, filmler, diziler, masal kitapları gibi kültürel ürünlerle kaçınılmazdır. Bu sebepten ötürü öncki çalışmalarda her bir kültürel ürün toplumsal cinsiyet rollerinin temsili bakımından incelenmiştir. Bunlarla birlikte, çizgi dizilere de yer verilmiştir. Ancak arştırma için seçilen animasyonların herhangi bir incelemesine yapılan araştırmalar sonucunda rastlanmamıştır. İncelemeler genellikle çocuklara hitap eden animasyon türü değil, çizgi diziler doğrultusunda yapılmıştır. Animasyonlar, toplumsal gelişimin önemli bir parçası olduğu için ve hedef kitlesi geniş olduğu için rollerin pekiştirilmesinde ciddi bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada öncelikle feminizmin öncülerinden olan Simone de Bevaur’den bahsedilecektir. Daha sonra toplum ve iletişimin iç içe olduğunu savunan ve toplumsal cinsiyet rollerinin iletişim araçları aracılığıyla yeniden yapılandırıldığını savunan Barbara Creed’e değinilecektir. Zonen Lisabet medyada feminist çalışmalar yapmıştır. Bu sebeple onun çalışmalarından yararlanılacaktır. Laura Mulvey kameranın bakışını toplumun bireye bakışı olarak nitelendirmiştir ve bunun üzerine filmlerde toplumun yansımasının nasıl olabileceğini tartışan araştırmalar yaptırmıştır. Araştırmada çizgi filmler kullanılacağı için Mulvey’in yararlı olabileceği düşünülmüştür. Mulvey çalışmalarında Freud ve Lacan’dan etkilenerek psikanaliz yöntemine başvurmuştur. Bu çalışmada psikanalize değinilerek gösterge bilimden de yararlanılacaktır. Dolaysıyla gösterge bilimin öncüleri olan Michel Foucault, Jacques Derrida, Roland Barthes ve Judith Butler’dan bahsedilecektir. Animasyonlarda çocuklar için tasarlanan renkli görseller ve tasarımların semiyotik analizle incelenmesi için bu kişilerin faydalı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca daha önce incelenen masallardaki; Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Başlıklı Kız, Kurbağa Prens ve Kül Kedisi Sindrella resimler semiyotik analiz ile incelenecek ve animasyonlarla paralelliğine bakılacaktır.

 

Referanslar:

Creed B. (2006), Feminist Film Theory A Reader, New York University Press, New York

Çobanoğlu, K.  & Keniş Ş. (2008), Neden Sadece Kadınlara Açık Kamusal Alanlar? Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırma Klübü (Bükak)  Bü’de Kadın Gündemi Sayı 15 Güz 2008

Lorber,  J.  (1994), The Construction of Gender, In Reconstructing Gender: A Multicultural Antology, New York, Sage

Özerkan, Ş. (2007) Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Ankara

Urhan, V. (2007), M. Foucault ve Bilgi/iktidar İlişkisinin Soykütüğü, Kaygı, Uludağ

Taşkıran N. Ö. Büyüklere Reklamlar, Çocuklara Mesajlar; Yetişkin Reklamlarına Çocuk Gözü ile Bakış: Semiyotik bir Yaklaşım, Koü İletişim Fakültesi

Yılmaz, D. V., Zeyneloğlu, S., Kocaöz, S., Kısa, S., Taşkın, L., Eroğlu, K., (2009), Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi ISSN: 1303-5134 Cilt:6  Sayı:1  Yıl:2009 Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin görüşler

https://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:xnTbsk5YdP4J:www.egitim.aku.edu.tr/nitel-2.ppt+olu%C5%9Fturulan+%C3%A7er%C3%A7eveye+g%C3%B6re+elde+edilen+veriler+okunur+ve+organize+edilir.&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid=ADGEESha1-87USS08tMIsxCiQLzsWvWu7GHRDJdEuHQyV7uHf5C5AJAzVWlD5Swxor4kmB9Ff7TeSo6ph3qSnNv6Ui8Z-1QDkBPtQIaHmAUylRhdx1KGNeGWDGs3IFIHGiGgKDwr2Gm2&sig=AHIEtbRHw3FvkqASJAM2WQnq76hIg0WjQQ

http://www.frmtr.com/genel-kultur-vatandaslik/731823-cizgi-film-sanati.html

http://forum.bilgenesil.com/bilgenesil-ansiklopedisi/111764-semiyotik-semiyoloji-nedir/

http://gdb.comu.edu.tr/dosya/%C3%9CniversitedeToplumsalCinsiyet.pdf

http://internetbudur.blogspot.com/2010/09/ilk-caglarda-duvara-cizilen-resimlerde.html

http://performans8.blogcu.com/ilk-cagda-iletisim/1084011

http://marro.ws/i/9439

http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/i%C3%A7erik_analizi

http://www.ismailkar.com/akdagkoksal.htm–bak

Zamanlama

Bu araştırmanın tamamlanma süreci 5 ay olarak planlanmıştır. Proje, Ocak 2012’de başlayacak ve Mayıs 2012’de tamamlanmış olacaktır.

 

Adım 1 (Ocak 2012) 

Konu hakkında ayrıntılı kaynak taraması

  • Toplumsal Cinsiyet Rolleri
  • Medyada Kullanılan Dil
  • Kadın Kimliğinin Medyadaki Temsili

Adım 2 (Şubat 2012)

  • İçerik analizinin yapılması
  • Tematik analizinin yapılması
  • Çalışmanın yazımı

 

Adım 3 (Mart 2012) 

  • Semiyotik analizinin yapılması
  • Söylem analizinin yapılması
  • Çalışmanın yazımı

 

Adım 4 (Nisan 2012) 

  • Araştırmalar sonucunda verilerin analizi
  • Çalışmanın yazımı

 

Adım 5 (Mayıs 2012) 

  • Çalışmanın toparlanması ve teslimi

 

Referans Taraması

Artz, L. (2004), Arts, The righteousness of self-centred royals: The world according to Disney animation,Critical Arts: A South-North Journal of Cultural & Media Studies;2004, Vol. 18 Issue 1

Baker, K. & Raney, A. A. (2007), Equally Super?: Gender-Role Stereotyping of Superheroes in Children’s Animated Programs, Mass Communication and Society Volume 10, Issue 1, Routledge

Bem, Sandra L., (2002), Gender schema theory: A cognitive account of sex typing.

Behaviour & Information Technology, The handbook of new media Volume 21, Issue 1

Bretl, D. J., & Cantor, J. (1988). The portrayal of men and women in U.S. television commercials: A recent content analysis and trends over 15 years. Sex Roles, 18, 595-609.

Bussey, K., & Bandura, A. (1992). Self-regulatory mechanisms governing gender development. Child Development, 63, 1236-1250.

Calvert S. L.  & Huston, A. C. (1987), Television and children’s gender schemata,New Directions for Child and Adolescent Development, Volume 1987, Issue 38,  Wiley Periodicals, Inc., A Wiley Company

Carter, B. (1991, May 1). Children’s TV, where boys are king. The New York Times, Section A, p. 1.

ChuD. & McIntyre B. T. (1995), Sex role stereotypes on children’s TV in Asia a Content Analysis of Gender Role Portrayals in Children’s Cartoons in Hong Kong, Communication Research Reports, Volume 12, Issue 2, Routledge,U.K.

Davidson, E. S., Yasuna, A., & Tower, A. (1979). The effects of television cartoons on sex role stereotyping in young girls. Child Development50, 597-600.

Durkin, K. (1985c). Television, sex roles, and children. Milton Keynes, England: Open University Press.

Hess T.J.& Fuller M. A. & Mathew (2005), J. Involvement and Decision-Making Performance with a Decision Aid: The Influence of Social Multimedia, Gender, and Playfulness, journal of Management Information Systems, volume 22, Number 3 / Winter 2005-6, Washington State University

Japp, P. M. (1991). Gender and work in the 1980s: Television’s working women as displaced persons.Women’s Studies in Communication14, 49-74.

Klein H. & Shiffman K. S. & Segal D. A. W. (1999) ,Gender-related content of animated cartoons, 1930 to the present, Advances in Gender Research, ISSN: 1529-2126 Emerald Group Publishing Limited, Newyork

Klemens, N. (2002), Cultivating Stereotyped Gender Roles: Sexism in Language, Germany, GRIN Verlag

Larson M. S. (2001), Interactions, Activities and Gender in Children’s Television Commercials : A Content Analysis, journal of Broadcasting & Electronic Media, Volume 45, Issue 1

MacDorman K. F., Coram J. A. ,  Ho C. , Patel H., (2010), Gender Differences in the Impact of Presentational Factors in Human Character Animation on Decisions in Ethical Dilemmas, Copyright by the Massachusetts Institute of Technology , Vol. Presence, 19,USA

Matthis,I.(2005), Dialogues on sexuality, gender, and psychoanalysis, London, H. Karnac Books ltd.

Moore, H. L. (2007), The subject of anthropology: gender, symbolism and psychoanalysis,Malden,MA02148,USA, Polity Press

Mulvey, L. (1975), Visual Pleasure and Narrative Cinema,  Screen 16 (3): 6–18.

Napier, S. J. (2001) Anime from akira to princess mononoke, Martin’S pres, llc Newyork

Rolandelli R. R. (1998), Gender Role Portrayal Analysis of Children’s Television Programming in Japan, gender and development Volume 6, Issue 2, Cornell University, Newyork

Schaub, J. C. (2001), Gender in Asian Cinema- Kusanagi’s body: Gender and technology in mecha-anime, Asian Journal of Communication, Volume 11, Issue 2

Signorielli, N., (1998), Children, television, and gender roles: Messages and impact, University of Delaware, Newark, USA

Levinson, R. M. (1975). From Olive Oyl to Sweet Polly Purebred: Sex role stereotypes and televised cartoons. Journal of Popular Culture9, 561-572.

Mayes, S. L., & Valentine, K. B. (1979). Sex role stereotyping in Saturday morning cartoon shows.Journal of Broadcasting23, 41-50.

McGhee, P.E., & Frueh, T. (1980). Television viewing and the learning of sex-role stereotypes. Sex Roles6, 179-188.

Nobel, G. (1975). Children in front of the small screen. Beverly Hills, CA: Sage.

Signorielli, N. (1989). Television and conceptions about sex role: Maintaining conventionality and the status quo. Sex Roles21, 341-360.

Streicher, H. W. (1974, Spring). The girls in the cartoons. Journal of Communication, 24, 125-129.

Thompson, T. L., & Zerbinos, E. (1995). Gender roles in animated cartoons: Has the pictured changed in 20 years?. Sex Roles, 32, 651-674.

Thompson T. L. & Zerbinos E. (1997),Television Cartoons: Do Children Notice It’s a Boy’s World?, SEX ROLES, Volume 37, Numbers 5-6

Thompson, T. L.& Zerbinos E. (2009) Gender roles in animated cartoons: Has the picture changed in 20 years?, Sex Roles, Volume 32, Numbers910, 651673, DOI: 10.1007/BF01544217,

 

Yezierski, E. J &. Birk, J. P. (2006), sconceptions about the Particulate Nature of Matter. Using Animations To Close the Gender Gap, J. Chem. Educ., 2006, 83 (6)

Wood, J. T. (1995). Gendered lives: Communication, gender, and culture. Belmont, CA: Wadsworth.

İpek Artun

Takvim

November 2019
M T W T F S S
« Apr    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930