//
you're reading...

Main Menu

Küreselleşme; Küreyerelleşme; McDonalds’ın Türkiye’deki Küreyerelleşme Politikaları / Begüm Uysalefe

İletişim tarihini incelediğimizde, iletişimin temel amaçlarından biri ölümden sonra ki hayata inanç olduğu için iletişim kalıcı bir hale gelmiştir, çivi yazısı, resim yazısı ve daha sonra da alfabe ile başlayan iletişim serüveni, uzak iki nokta arasında bilgi transferi kurulması amaçlaranak bir iletişim ağı kurulmuştur. 15. Yüzyılda matbaanın aktif olarak kullanılmasıyla birlikte yazılı iletişim daha farklı bir boyut kazanmış ama zaman ve mekan sıkışmasından kurtulamamıştır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tren rayları ve kablolarının kullanılmasıyla, insanın hareket etmeden iletişimin mümkün olduğu bir yöntem; telgraf ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeyle birlikte zaman ve mekana bağlı bir iletişim anlayışı ortadan kalkmaya başlamıştır ve böylece küresel bir iletişimden; küreselleşmeden ilk defa söz etmek mümkün hale gelmiştir. Küreselleşme ve İletişim üzerine çalışan Marshall McLuhan, GLOBAL VILLAGE MEDIUM IS THE MESSAGE!  Seklinde tanımlamıştır.

Bütün bu iletişim tarihinde ki gelişmeler günümüzdeki küreselleşmesinin temelinde bulunan önemli gelişmeler olmuştur ve telgraf ve matbanın ortaya çıkmasından sonra büyük bir hız kazanmıştır. Matbaa ve telgrafın etkisiyle ortaya çıkan gazete; kitlesel iletişimde yerel ve küresel haberleri barındırmaya başlamıştır. Daha sonrasında radyo ve televizyonun ortaya çıkmasıyla iletişim çok farklı bir boyut kazanmıştır ve küreselleşmeyi destekleyen hız kazandıran önemli gelişmelerdendir. Bütün bu gelişmelerin yanı sıra son yirmi yılda iletişim anlayışını değiştiren tam anlamıyla küresel bir iletişimi mümkün kılan, internet; sosyal medya ile birlikte artık sınırların yıkıldığı mekan ve zaman olgusunun tamamiyle ortadan kalktığı bir anlayışa, küreselleşmeye merhaba dedik. Küreselleşme; Giddens’a göre; ‘Dünya çapındaki sosyal ilişkilerin yoğunlaşması ve uzaktaki ve yakındaki olayları şekillendirmesidir.’ (1990,64). Giddens bu tanımı yaparken iletişimin sosyal ilişkileri şekillendirdiğini vurgulamıştır. Thompson ise, ‘küreselleşme dünyanın farklı ortak paylaşımlarının artığı ve bağımsız karmaşık biçimli bir etkileşim’(1995;149). Thompson ise küreselleşme ile birlikte iletişimdeki etkileşimin daha farklı ve karmaşık bir şekle girdiğini vurgulamıştır. Robertson; ‘küreselleşme, dünyanın sıkışması ve bütün dünyada bilincin kuvvetlenmesidir.’ (1992;8) bu şekilde tanımlamış ve sosyal ilişkiler üzerinde durmuştur. Waters ‘Küreselleşme coğrafya olarak sabit, sosyal ve kültürel anlamda hareketli, insanların uyandığı bir süreçtir’ (1995;3). Rantanen göre, küreselleşme dünya çapında ekonomik, politik ve sosyal ilişkilerin arttığı zaman ve mekanın kırıldığını dile getirmiştir (2005;8). Küreselleşme ve sürece baktığımızda, küreselleşme; yerel sınırların kırıldığı ve aynı zamanda zaman ve yer kavramlarının önemsizleştiği; teknoloji, medya, finans ve politanın etkisiyle birlikte; bireylerin sadece yaşadığı çevrenin yanı sıra dünya üzerinde farklı çevrelerle iletişime geçmesi sonucunda farklı kültür ve sosyal çevrelerle etkileşime geçmesi ve yaşadığı çevrede edindiği bilgi birikimini şekillendirmesidir.

Küreselleşme çalışmalarını incelediğimizde, karşımıza iki farklı görüş çıkar; homojenleşme; türdeşlik ve heterojenleşme; farklılık. Küreselleşme içinde homojenleşme dendiğinde, tek bir kültürün, tek bir ekonomik düşüncenin ve politanın baskın gelmesidir ve bu baskın tek bir düşüncenin baskın gelme durumunu Fuat Keyman şu şekilde açıklamıştır.

‘Homojenlik boyutuyla küreselleşme, modernite projesinin kurduğu ulusal eksenli söylemlerin (ulus-devlet egemenliği, ulusal-kalkınma, ulusal-kimlik, gibi) varlık koşullarını sarsıntıya uğratırken, modern yaşamı bir belirsizlik durumuyla karşı karşıya getirmekte; heterojenlik boyutuyla da modernitenin ‘modern batılı benlik’ ve ‘öteki’ olarak kodladığı ‘kimliğin’ yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan küreselleşme, modernitenin alışılagelmiş belirlilik ölçütlerini yıkarak, toplumu bir belirsizlik durumuyla karşı karşıya getirmiştir’ (2005;99).

Türdeşlik; homejenleşme kavramı 1960’lı yıllarda ortaya çıkmış bir düşüncedir. Homojenleşme dediğimizde altında yatan birçok kavram vardır. Kültürel Emperyalizm; Medya Emperyalismi, Popüler Kültür, Batılılaşma, Amerikanlaşma ve Milliyetçilik bu konudaki önemli kavramlardır. Kültürel Emperyalism, dünya üzerinde tek baskın görüş olduğunu savunur ve dünya üzerinde tek yönlü bir akış olduğu düşüncesindedir, bu akış ise Üçüncü Dünya Ülkelerine doğrudur. Kültürel Emperyalizmi Schiller şu şekilde tanımlamıştır.

‘The sum of the processes by which a society is brpught into the modern world system and how its dominating stratum, is attracted, presured forced and sometimes bribed into shaping social instutions to correspond to, or even promote, the value and structures of the dominating centre of the system’ (1976;9).

Kültürel Emperyalizm tanımına çok yakın olan bir başka bakış açısı ise; Medya Emperyalismdir. Boyd- Barnett

The country which originates an international media influence either exports this influence as a deliberate political strategy or simply dissemenestes this influence unintentionally or without deliberation in a more general process of political, social, economic influence, the country which is affected by media influence, either adopts this influence as a deliberate commercial or political strategy or simply absorbs this influence unreflectively as a result of the contract (1977:119)  syf:77.

Küreselleşmenin, bir tektipleşme veya homejenle olarak görülmesinin bir başka nedeni ise ekonomik ve siyasi olarak güçlü ülkelerden biri olarak ortaya çıkan Amerika’nın varlığıdır ve Amerikan Kültürünün baskın geldiği düşüncesidir. Jameson Amerkanlaşmayı şu şekilde tanımlamıştır.

“Amerikan televizyonuna, müziğine, yiyeceğine, giysilerine ve filmlerine yer açmak için yerel popüler ya da geleneksel biçimlerin saf dışı edilmesi ya da dilsizleştirilmesi yoluyla dünya kültürünün tek tipleştirilmesi, birçokları tarafından kürselleşmenin esası olarak görülmüştür. Ve ABD modellerinin başka her şeyin yerini almasından duyulan bu korku, şimdi kültür alanından, geri kalan diğer kategorilerin üzerine dökülmektedir” (2000: 40).

Homojenleşme tartışmaları içinde bir başka konu ise, milliyetçilik ve bir kimlik olarak milliyetçiliğin benimsenmesidir. Milliyetçilik ise, bireylerin kendilerini bir topluma, bir dile, bir dine ve kimliğe ait olduğunu hissetmesidir, Anderson bu durumu şu şekilde açıklamıştır. ‘Milletler hayalidir çünkü en küçük ulusun üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak,onlarla tanışmayacak, çoğu hakkında hiçbir şey işitmeyecektir ama yine de herbirinin zihninde toplamlarının hayali yaşamaya devam eder.’ Bütün toplumun pekiştirici hisler vardır. Renan bu hislerin oluşumunu bu şekilde açıklamıştır. ‘To have common glories in the past, a common wiil in the present, to have accomplished great things together, to wish to do so again that is the essential condition for being a nation.’ (Ernest Renan, What is Nation)

Bütün bu milliyetçi kimlik çalışmaları küreselleşme çalışmaları içinde bir homojenleşmeye neden olmaktadır ve Castells’in akış, Appadurai’ın scape olarak tanımladığı geçişleri kısıtlamakta ve kültürlerin birbirine eklemlenmelerini zorlaştırmaktadır.

Popüler Kültür:

Batılılasma:

Grobalization; homojenleşme tartışmaları içinde kültürel emperyalizmin, şirketler, milletler yoluyla benimsendiğini ve baskın kesimin diğer toplumlara ve bireylere kendi düşüncelerini empoze etmek için küreselleşme çalışmalarından yararlanıldıpını vurgulayan bir kavramdır. Ritzer, ‘Grobalization focuses on the imperalistic ambitions of nations corparations organizations and the like and their desire indeed need to impose themselves on various geographic areas’ (2004;164). ‘From the perspective of grobalization, global forces are seen as largely determining what individuals and groups think and do throughout the world; for example grobal media perspective, CNN and Al-Jazeera’ (2004;165).

Küreselleşme tartışmalarında bir diğer görüş ise farklılık; heterojenleşmedir. Heterojenleşme; küresel tek bir kültür ve yapının ortaya çıkmasının imkansız olduğunu savunan bir düşüncedir. Yani üçüncül tek bir kültür değil üçüncül kültürler vardır diyen bir bakış açısıdır. Rantaten; heterojenleşmeyi tanımlarken, şu kavramları kullanmıştır, melezleşme, FUZZINESS, karışım, kes-karıştır, çaprazlaşma, geçit (93,2005). Kısacası kültürler orası geçişler ve etkileşimler olduğunu dile getirmek istemiştir. Rowe ve Schelling ise; heterojenleşmeyi ‘globalization is hyridization, the way in which forms separated from existing practices and recombing with the news forms in new practice.’(2005;93). Heterojenleşme yani farklılık başlığı altında toplanan; meleşleşme, indigenization ve de-territorialism, küreselcilik (glocal) gibi kavramlar vardır.

Günümüz küreselleşme çalışmalarına baktığımızda, melezleşme ve heterojenleşme aynı kavramlar gibi gözükmektedir. Melezleşme ise; küreselleşme yolunda ilerleyen ve bireyin kendi çevresinden edindiği kültürler bütününe, başka kültürler bütünüyle etkileşime geçerek, kültürünü çeşitlendirmesi ve daha karışık ve karmaşık kültüre sahip olmasıdır. Indigenization dediğimiz ise;

De-territorialism:

Küreselcilik(Glocal):

Robertson bu kavramı ortaya koyarken öncelikli olarak yerel ile küresel arasındaki ilişkiyi düşünmüştür. Robertson küreselciliği tanımlarken; küresel olan ile yerel olanın iç içe geçmesi sonucunda farklı coğrafyalarda ortaya çıkan şey.

Küresel Şirketler,

McDonalds’

1900’lü yılların başlarında Henry Ford’un üretim bantı üzerinde seri bir şekilde araba üretmesiyle başlayan kapitalist yolculuk, 1937 yılında ilk McDonalds’ın açılmasıyla birlikte yemek sektörüne sıçramış oldu. Ray Kroc, yemek sektöründe üretim bandı mantığında çalışmanın yemek hazırlanırken kaostan kaçmak amacı güttüğünü söylese de tam anlamıyla fast-foodlaşma (fast foodization) bu şekilde başlamış oldu. McDonalds’ bu şekilde çalışarak, yüksek performans, fazla miktarda üretimi düşük fiyata satabilme olanağına ulaşmış oluyor. Bu yüzden, iş dağımı yapılırken dressers(sipariş alan), grill men(et kızartan), shake men(içecek koyan) fry men(kızartma yapan) şeklinde bir görev dağılımı var. Ek olarak, yiyeceklerin daha önceden hazırlanmış ve dondurulmuş olması siparişların hızlı olarak çıkmasındaki önemli etkenlerden biridir.

Bunun yanı sıra, McDonalds tutturmuş olduğu ana tad ve lezzetleri, çalışma stratejisi ve çalışanlarını daha kalifiye hale getirmek, işleyiş ve çalışma mantığını daha çok oturtmak için bir çok çaba sarfetmektedir. Örneğin; dünyanın bir çok yerinde ‘McDonalds’ Hamburger Üniversitesi’ açmıştır.  Bunun yanı sıra her çalışanı için özel eğitim ve denetlemeler düzenlemektedir.

Bu şekilde ortaya çıkan fast food restrauntları sayesinde alışveriş merkezlerinde, üniversitelerde yemek alanı (food court) denilen yerlerde fast food kültürü daha çok yayılmaktadır. Kowinski; iç mekanlar, alışveriş merkezleri; fast food restrauntlarla kuşatılmış modern tüketim kathedralleridir.(2004;7) diyerek fast-foodlaşma (fast-foodization) kültürünün yayılmasında ve kültürlere eklemlenmesinde ve tüketim kültüründeki önemli rolünü vurgulamıştır.

McDonalds’ aslında bir japonya kökenli bir stratejiyle Amerika kültürüne eklemlenmiştir. Japonyadaki ‘hızlı ucuz ve lezzetli’(2003;69) yemek arayışlarına belli başlı şirketler cevap vermiş ama bunlardan en çok ön plana çıkanı McDonalds’ olmuştur.

McDonalds’ın hitap ettiği kitle özellikle gençler ve çocuklardır, bunu Happy Meal ve hediye ettiği oyuncaklarla, dressers (sipariş alan) giydikleri kıyafetler ayakkabılar ve taktıkları şapkalarla enerjik tavırlarından anlamak mümkündür, bunun yanı sıra Aoki bütün bu kıyafetlerin japon stiline uygun olduğunun altını çizmektedir. (2003;73)

Fast-food kültüründe büyük bir paydaş olan McDonalds için McDonalization diye bir kavram ortaya çıkmıştır. Bu kavramın çıkışı, McDonalds’ın seri üretim şeklinde yemek yapması ve satmasına bağlı kapitalist bir yaklaşımdır, bu yaklaşıma göre McDonalds’ın güvenilir olmak, ölçülebilir olmak ve kontrol edilinebilirliği sadece McDonalds için geçerli değil, toplumdaki bütün kapitalist şirketlerin temel doğruları haline gelmiştir. Ritzer McDonalds’ın tıpkı post industrialism, post fordism ve post modernizm gbi sosyal bir değişim oldugunu vurgulamıştır (George Ritzer, 2004).

Begüm Uysalefe

Takvim

April 2020
M T W T F S S
« Apr    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930